Jival'in İlan-ı Aşk yarışmasına katıldım,bana oy ver tek taşı kapayım. Oy vermek için: via @Jival_Jival

Sarı Öküz ve Karınca (2si Bir Arada)

Mart 11, 2011 No comments yet

Sarı öküz

SÖMESTR başladı.

Karne hediyesi olarak ne versem acaba diye düşünüyordum, karınca kararınca, şu meşhur hikáyeyi vermek geldi aklıma.

Yetişkinlerin işine yaramadı…

Belki çocukların işine yarar.

*

Ormanın birinde…

Aslanlar toplanmış.

“Yahu” demişler, “Hesapta kralız, açlıktan öleceğiz birader… Maymuna saldırsak, ağaca kaçıyor; fillere saldırsak, fazla büyük… Ceylanlar hızlı, yetişemiyoruz; kuşa dalsak, uçuyor; e balık yakalayacak halimiz de yok… N’aapsak?”

Bir tanesi “En iyisi, öküzlere saldıralım” demiş, “iri yarı görünüyorlar ama, ne pençeleri var, ne dişleri diş… Tam dişimize göre!”

Olur mu? Olur.

Hücum!

Ama evdeki hesap çarşıya uymamış; öküz, öyle yabana atılacak hayvan değilmiş meğer… Organize oluyorlar, topluca savunma yapıyorlar, püskürtüyorlarmış.

Aslanlar aç bilaç.

N’aapsak, n’aapsak?

“Tilkiye danışalım” demişler.

Tilki “kolay” demiş, “beni, öküzlerin yaşadığı zengin otlakların prensi yapın, işinizi halledeyim…”

Kabul etmişler.

Tilki, elinde beyaz bayrakla öküzlere gitmiş, “saygıdeğer öküzler” demiş, “aslında aslanlar uysaldır, sizi de çok seviyorlar… Ama şu aranızdaki sarı öküz var ya, sarı öküz, işte sorun o… Görünce tahrik oluyorlar, canları çekiyor, verin şu sarı öküzü, kurtulun kardeşim, huzur içinde yaşayın!”

Öküz heyeti düşünmüş taşınmış, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” mantığıyla, verivemişler sarı öküzü…

Aslanlar da afiyetle yemiş.

Bir gün, iki gün…

Tilki gene gelmiş.

“Bakın gördüğünüz gibi, saldırılar kesildi, mutlu mutlu yaşıyorsunuz” demiş ve eklemiş: “Ama şu benekli öküz var ya, benekli öküz, o burada olduğu sürece size rahat yüzü yok arkadaş, canları çekiyor, verin, kurtulun!”

Öküz heyeti düşünmüş, “otlağın selameti için” teslim etmiş benekli öküzü.

Üç gün, dört gün…

Tilki gene gelmiş.

Kuyruğu uzun olanı…

Burnu beyaz olanı…

Tombul olanı…

Tek tek alıp, gitmiş.

Otlak seyrelmiş.

Aslanlar semirmiş.

Bir gün… Tilki gelmemiş!

Gerek kalmamış çünkü.

Direkt aslan gelmiş.

“Hanginizi istiyorsam, canım hanginizi çekiyorsa, onu vereceksiniz, adamı hasta etmeyin” demiş.

Otların arasında tir tir titreyen, tek tük kalmış öküzler, “keşke sarı öküzü vermeseydik” demiş ama, iş işten geçmiş.

*

İşte böyle çocuklar…

Öküzlük böyle bir şey.

———————————————————

Büyüklere masallar…

Karınca yıllarca dirsek çürütmüş, okumuş, çalışmış, namerde muhtaç olmamak için didinmiş, zor günlere hazırlık yapmaya gayret etmiş…

Ağustosböceği ise, yan gelip yatmış, elde avuçta ne varsa satmış, orman tarihinde görülmemiş borca girmiş, vur patlasın çal oynasın, harcamış.

*

E okumak, çalısmak zor tabii…
Başta ayı, ne kadar gergedan, suaygırı, bufalo varsa, ağustosböceğini örnek almış, hep beraber har vurup harman savurmuşlar, dolçe vita… Ve, kış gelmiş.

*

Sahte cennete kar yağmaya başlayınca, “Ulan tufaya mı geldik” diye mırın kırın başlamış ağaç kovuklarında… Ağustosböceği bakmış ki, karınca kıymete biniyor, basın toplantısı düzenlemiş, “Etrafta o kadar fakir fukara varken, bu  şerefsiz karıncaların karnı tok, sırtı pek, kamuoyunun vicdanına sunuyorum, garip gurebayı sömüren bi avuç elit bunlar” demiş.

*

Yandaş çakallar, kıçı açıkta gezen şempanzelerin fotoğrafını basarak, “Sizin giyecek donunuz yok, onlar sıcacık yuvalarında oturuyor, bu nasıl düzen?” makaleleri döşenmisler… Papağanlar, orman televizyonuna çıkıp, ağustosböceği ne dediyse, tekrar etmişler… Tilki ise, derhal yardımlaşma derneği kurup, makarna-bulgur kırıntısı dağıtmak için bağış toplamaya başlamış… Koyunlar hislenip ağlamış, kazlarla tavuklarla beraber omuzlara almışlar tilkiyi.

*

Şak…
Karıncanın yuvası basılmış!

*

Yeraltında 6 metreye inen dehlizlerin krokileri yayınlanarak “İşte derin yapılanma” manşetleri atılmış.

*

Kazı çalışmalarında “Ne oldum deme, ne olacağım de, sular yükselince balıklar  karıncaları yer, sular çekilince karıncalar balıkları” şeklindeki örgütsel doküman ele geçirilmiş… Akbabalar derhal olay yerine üşüşüp “İşte kanıtı, resmen istilaya hazırlanıyorlar” demiş.

*

Karınca tutuklanmış.

*

Ağustosböceği, “şark bülbülü” rumuzuyla “gizli tanık” olmuş… Karıncanın aslana suikast planı tertiplediğini, kuş ve domuz gribinin onun başının altından çıktığını, keneleri örgütlediğini, ayrıca, yuvasında yapılan aramada  tavşanla zürafanın porno kasedinin ele geçirildiğini iddia etmiş… Telekulak olarak görevlendirilen baykuş, doğrulamış… Fil bile inanmış.

*

Karıncanın yakınları, Avrupa Hayvan Hakları Mahkemesi adına bilirkişi olarak duruşmaları izlemeye gelen La Fontaine’e “Senin gibi bilirkişinin taaa” diye tepki göstermişler… Ancak, La Fontaine “Saçmalamayın kardeşim, ben böyle bi rapor yazmadım, yazmadığım şeyleri yazmışım gibi eklemişler” deyince, La Fontaine’in raporuna “sehven” montaj yapıldığı ortaya çıkmış.

*

O sırada söz isteyen karga, ağzındaki peyniri düşürmüş gibi göstermek suretiyle, küçük düşürüldüğünü öne sürerek şikâyetçi olmus. Tilki alkışlamış… La Fontaine gözaltına alınmış.

*

Ağustosböceği Nuh’un gemisiyle dünya turuna çıkarken, sarı öküz karşılamıs cezaevi kapısında karıncayı… “Anlattık o kadar, angus gibi dinlediniz, vermeyecektiniz beni” demiş….

Bundan gayri http://www.superkahraman.com/agustos-bocegi-ve-karinca/ bunu da okumanız lazım..

Kavuşursak Biteriz Biz

Aralık 1, 2008 No comments yet

Uğur Aslan – Kavuşursak Biteriz Biz

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

Seni Sevmek

Temmuz 23, 2008 3 comments

Küçüğüm, seni sevmek.
Balığı Urfa’da avlamaktır,
Balıklı Göl’den.
Ne kadar yasaksa
O kadar güzeldir.

Seni sevmek küçüğüm
Yamadağı’nda, Munzur’da, Tunceli’de
kamalak keklik avıdır.
Hani keklikcik uçmaktan yorulur da
Kara düşünce kalkamaz.

Seni sevmek
Yedisinde bir çocuğun
Günlük gelirine konmaktır.
Alaşafakta çıkmıştır işe
Simidinin yarısını satmıştır.
Elleri büyüdükçe
Yüreği küçülmüştür.

Seni sevmek küçüğüm
Bir tren işçisinin tren altında kalması gibidir.
Çığlığı düdük sesine
Hasreti raylara takılı kalır.
Seni sevmek
Kaşarlanmış bir cellatın kendini asmasıdır.

Hani asılı cesedine bakıp da
Hem güler hem ağlarlar.
Oysa bir avuç gözyaşıdır bedeni
Astıklarından arta kalan.

Seni sevmek zordur
çelişkilidir.
Ölümle yaşamın kardeşçe birliğidir.
Cesedin mezar görüp
Ölmekten vazgeçmesidir.
Buna rağmen seni seviyorum
Ama anlarsan.
Anlamazsan geberiyorum.

Erdal Eren’e Mektup……

Aralık 16, 2007 29 comments

sevgili erdal abi,

çok düşündüm sana nasıl seslenmeliyim diye. sonra aklıma geldi,
yaşasaydın, yani seni asmayıp da besleselerdi 43 yaşında olacaktın. o yüzden sana abi dedim.

ama belki memnun değilsin bu hitaptan, diyorsun ki “koca kadın bana niye abi diyor?” çünkü belki hala asıldığın yaşta, 17′sinde kaldın. yabancı korku filmlerinde hep öyle değil midir? ölüler büyümez, öldükleri yaşta kalır. hele bir de vakitsiz öldürülmüşlerse, vedalaşamamışlarsa sevdikleriyle, yapacakları işler yarım kaldıysa ruhları hep aramızda dolaşır.

o yüzden belki de 17′sindesin hala. 17′sinde çıkarıldığın mahkemedeki gibi bakıyorsun bana. üzerinde ütüsü kaçmış bir pantalon, saçların üç numara traşlı, bakıyorsun dimdik sorarak? “ne oldu bana?”

oysa biliyorsun o sandalye sadece senin altından çekilmedi…o
sandalyeyle beraber çok şey değişti. önce karanlık bir duman çöktü türkiye’nin üzerine. kitap dumanı. sen yanık kitap nasıl kokar bilir misin abi? o koku hepimizin üstüne sindi.

senin gibi binlercesi işkence tezgahlarından geçirildi yıllar boyu…
kimi sürüldü, kimi hapis edildi, kimi öldürüldü. bir koca gençlik tören adımlarıyla susturuldu.

biz küçüktük, çok korktuk abi. daha okula gitmeden anarşist,
komünist, faşist ne demekmiş öğrendik. sürekli televizyona çıkan
askerlerin omuzlarından rütbe okumayı, içünün aslında için demek
olduğunu, netekimin ne anlama geldiğini belledik.

okula başladığımızda annelerimiz bize “düşme, koşma, üşüme” dedi. dedi ama en sıkı tembih de öğretmenin “hangi gazeteyi alıyorsunuz” sorusuna verilecek cevaptı. “biz haberleri televizyondan seyrediyoruz.”

cevap diyenden karakter analizi yapmayı, yanıt diyene yaftayı
yapıştırmayı, ihtimal ile olasılık arasındaki farkı, kimin imkan kimin koşul dediğini bir bir belledik. okulda sık sık müfredat değişti, bir yıl atatürk’ün devrimlerini öğrendiysek diğer yıl devrimlere inkılap dedik.

öyle büyüdük abi. o yüzden ne çok okuduk, ne de çok soru sorduk. öyle büyüdük işte. hep “mış” gibi yaptık. aydınlık bir nesil içeride çürürken biz modern-miş, çağdaş-mış gibi davrandık ele güne karşı. ama bir yandan da devlet eliyle yüzlerce imam hatip okulları açtık, kadrolar yetiştirdik, sakallı bürokratlarla tanıştık. birileri “benim memurum işini bilir” derken , anneannelerimizin başörtüsünü türbana çevirdik. televizyonda göbek havaları eşliğinde iftarlar açtık. yılın 11 ayı çıplak,
bir ayı kapalı gezen starlarla tanıştık. onları bağrımıza bastık.

sen şimdi kenan paşa’yı da merak edersin abi? senden sonra bayağı bir dolaştı türkiye’yi. ağzında hep “ben de imam çocuğuyum, namaz kılarım” sözleriyle. apoletlerinin çokça göründüğü resimler çektirdi, onları bütün okullara astırdı. sonra emekli oldu.şimdi deniz havası yaradığından mıdır bilmem dimdik ayakta. resim çiziyor, konserlere gidiyor, bağrımıza bastığımız starlarla “lale devri çocuklarıyız biz, zamanımız geçti’ diye şarkı söylüyor. ama zamanı geçmemiş olacak ki her fırsatta televizyona çıkıyor. hala birileri ona soru sorup, cevap bekliyor.

türkiye’de durum çok kötü abi. artık avrupa birliği’ne uyum yasaları nedeniyle kimse asılmıyor ama, senden birkaç yaş büyük çocuklar askerde şehit oluyor. bak son 7 ayda 91 asker öldürüldü. her gün bir şehit haberi geliyor.başbakansa durup durup “askerlik yan gelip yatma yeri değil” diyor.umarım onun yan gelip yatacağı günler yakındır. ha bu arada başbakan da senin paşanınkilerden. onun zamanında palazlanan sakallı zihniyetten.

daha anlatacak çok şey var. avrupa birliği için tavizler , iğdiş edilen üniversiteler, hayat pahalılığı, işsizlik, her zaman her yerde her dakika amerika’yla yaşamak… çok dert var da , sıkmayayım seni …

ama bil ki bu 12 eylül’de de seni hatırlıyoruz abi. senin sandalyene tekme vuranı değil, idam kararını verenleri değil,
yaşını büyütenleri değil, suçu senin üzerine atanları değil,
seni hatırlıyoruz abi.

şimdi anladın mı sana neden abi dediğimi ?

melike ilgün – kanalturk

Hüseyin Karakuş – Zeytin Karası Gözlerin

Eylül 21, 2007 30 comments

ben haykırırıım adını
yüksek tepelerden o yüce karlı dağ dostluğunda
taa taşra kentlerinin ıssız, karanlık kuytularına varana dek…
ben gezdiririm adını engin denizlerin deli dalgalarına hoyrat bir sevdayı vurana dek…
yüreğimdeki yangın alevlerinin lavlarını bir bir adımı haykırana dek ben, ben patlatırım…
akarım yüreğimden yüreğine ıssız ve masum bir sevda yolu açarak
kanat açarım gök kardeştir gök beni anlar diye…
kanat açarım gök üstünden üstüne bir iz düşümü belki beni anlarsın diye…

ya yazar haykırırım adını
önsözü olmayan kitaplarla haykırırım adını…
o meraklı gözlerin ufkunu açarak,
adını verdiğim tohumları ekerim gönülde aşk ile,
yüreğime bir bir büyüyerek banar cesaret versin diye ,
sana dair yaşama dair…

sadece ama sadece ben haykırırım adını
seher vakti doğan güneşin batımına kadar, her gün

gün neşelenir günler neşelenir ben hep haykırırım adını

….

..
.

zeytin karası gözlerin
gözlerini özledim
taşa geçerdi amma
sana geçmez sözlerim

hadi sen git işine,
hadi sen git işine
senin burda işin ne
kaç gündür firardayım
bela olma başıma

suya yazarsan kalmaz
kalemin al derdin yaz
yare selam yolladım
o yar selamım almaz

hadi sen git işine,
hadi sen git işine
senin burda işin ne
kaç gündür firardayım
bela olma başıma

Hüseyin Karakuş – Zeytin Karası Gözlerin (MP3)

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

Nazım Hikmet Ran

Haziran 4, 2007 1 comment

Nazım Hikmet tam adıyla Nazım Hikmet Ran, (d. 15 Ocak 1902, Selanik – ö. 3 Haziran 1963, Moskova) Türk şair ve oyun yazarı. Türkiye’de serbest nazmın ilk uygulayıcısı ve çağdaş Türk şiirinin öncüsü. Uluslararası bir üne ulaşmış ve adı 20. yüzyılın ilk yarısında yaşamış olan dünyanın en büyük şairleri arasında anılmıştır.[1] Eserleri birçok yabancı dile çevrilmiştir. Mezarı halen Moskova’da bulunmaktadır. Türkiye Komünist Partisi (TKP) üyesi olup ayrı ayrı toplam 11 davadan yargılanmıştır.

Eserleri birçok ödül almıştır. Ancak Türkiye’deki yaşamının çoğunu hapiste geçirmiş daha sonra Moskova’ya gitmiş ve Türk vatandaşlığından çıkarılmıştır.

1938′de şairin cezaevine girmesiyle yasaklanıp ortadan kaldırılmış olan Nâzım Hikmet şiiri, Türkiye’de ancak ölümünden iki yıl sonra 1965′te yeniden ortaya çıkmıştır.

Adı Deniz Olmalı

Mayıs 30, 2007 9 comments

Bir çocuğumuz olmalı
Adı DENİZ olmalı
DENİZ dedim adına
Adı DENİZ olmalı

Bir çocuğumuz olursa
Adı DENİZ olmalı
DENİZ kadar engin
DENİZ kadar çoşkun
DENİZ kadar sıcak
DENİZ kadar güzel

Bir çocuğumuz olmalı
Adı DENİZ olmalı
DENİZ dedim adına
Adı DENİZ olmalı

Bana birisini hatırlatıyorsun küçüğüm
Üzerindekiler bana yabancı değil,
Yırtık süeterin, pantolonun, çizmen, çorabın
Bana birisini hatırlatıyorsun küçüğüm
Üzerindekiler bana yabancı değil,
Suratındaki yaralar, karalar, kirler
Sakın pişman olma, kızma, kızdırma
Sembol olmak, katil olmaktan çok daha zor
Yemekten, içmekten, direnmek zor küçüğüm
Ben, ben kimim diye sorarsan
Biz, biz tabiatla kardeşiz
Yemeyle, içmeyle
Hatta uçakla, suyla, kuşla, böcekle
Ama yine de
Bana ne olmuş diye soruyorsan
Kızma, kızdırma
Doğruluktan, dürüstlük doğar derler hani
Bence sana DENİZ çarpmış küçüğüm
Ben beni bildim bileli
Ne, ben beni buldum kendimde
Nede kendim, beni buldu bende
İşte ortalığın arazisi olup kaynadık dünyanın kazanında
Dünya kazan oldukça ben bir kepçe
Doldum tabaklara birden daha bir çok kere
Hani ya gülüm işçi olup emek dökercesine
Ben, beni bildim bileli
Ne ben, beni buldum kendimde
Nede kendim, beni buldu bende
Yani, yani bir başlamaya gör
Çocuk olursun bir yandan severler
Bir yandan döverler
Okursun adam olursun,
İş bulamadın mıda hiç dinlemez söverler
Ben, ben boks şampiyonu olamam ki dostum
Hayatı nakavt edeyim
Ben kültürümü hayata adadım
Hayatı tanımlayamıyorum
Hayat nedir acaba _?
Hergün paket paket alıp içtiğimiz sigaralar mı
Akşamları eve gelen babamın
Boş o bomboş bakışları mı
Bilmiyorum !!!
Yıldızlardan kopup gelmişti dünyama
Yıllanmış ağaçların dökülen sarı yaprakları gibiydi
Etraf toz, toprak, kan, göleç
Adına ne seheryeli diyebiliyorum ne de tozpembe
Ama şunu çok iyi biliyorum ki
Bir çocuğumuz olursa
Adı DENİZ olmalı,
İster kız ister erkek
Farketmez hiç biri
Fakat bakışları farketmeli
Güneş gibi olmalı
Aydınlatmalı her tarafı
Her bir yandan bir bir

Bir çocuğumuz olursa adı DENİZ olmalı
DENİZ kadar engin, DENİZ kadar coşkun
DENİZ kadar sıcak, DENİZ kadar güzel
Bir çocuğumuz olmalı
Adı DENİZ olmalı
DENİZ dedim adına
Adı DENİZ olmalı…

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

Download : Hüseyin Karakuş – Adı Deniz Olmalı MP3

bizsizlik

Mayıs 28, 2007 No comments yet

bizsizlik

Harcadın…. harcadın…
Seni de.. beni de.. bizi de.. yarını da…
Şimdi yepyeni bir yarın çizdim kendime…
Ne sen varsın içinde..
Ne de ben…

Biz olmayan..
Başkaları olanların düşleri var içinde..
Ben başkalarının düşünde..
Sensiz bensiz yarınımda..
Bambaşka birisiyim artık…

Mesut Soner Ermiş

14 Temmuz 200x / 16:02



meg@superkahraman.com
Ad Ad Ad Ad


Toplam 2 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.12